Başkan Mandalinci, çocuklara savaşların tarihini anlatmakla yetinmeden, onlara savaşsız bir gelecek bırakmak için mücadele etmenin zorunluluğuna değindiği mesajında şunları söyledi:
'Barış üzerine konuşmak bugün dünyanın belki de en büyük sorumluluklarından biri. Çünkü dünyanın farklı coğrafyalarında insanlar hala savaşların gölgesinde yaşamaya çalışıyor. Yıllarca süren savaşlar milyonlarca insanın hayatını değiştiriyor. Dünyanın pek çok yerinde insanlar evlerini, kentlerini, sevdiklerini geride bırakmak zorunda kalıyor. Bir çocuğun gökyüzüne baktığında uçurtma yerine savaş uçağı görmesi, insanlığın üzerinde düşünmesi gereken en ağır gerçeklerden biri olarak önümüzde duruyor. Biz, barışı büyük cümlelerin içine sığdırılacak bir kavram olarak görmüyoruz. Barış; bir annenin çocuğunu güvenle okula gönderebilmesidir. Bir gencin doğduğu topraklardan umudunu kesmemesidir. İnsanların kimliği, dili, inancı, yaşam biçimi nedeniyle ötekileştirilmediği bir toplum kurabilmektir. Aynı sokakta birbirinden farklı hayatların birbirine saygı duyarak var olabilmesidir. Ve barış, kentlerden başlar. Çünkü bir kenti yönetmek; yollarını, parklarını, meydanlarını yönetmenin ötesinde, o kentte yaşayan insanların birbirleriyle kurduğu ortak hayatı koruma sorumluluğudur. Biz Bodrum'da bu ortak hayatın kıymetini biliyoruz. Bu toprakların kültüründe yan yana yaşamak var. Ege'nin iki yakasında aynı denize bakan insanların türkülerinde, sofralarında, acılarında ve sevinçlerinde birbirine benzeyen çok şey var.
Bugün dünyada barışın diline her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Savaşların yanında nefret söyleminin, ayrımcılığın, kutuplaşmanın ve tahammülsüzlüğün de giderek büyüdüğü bir dönemden geçiyoruz. İnsanların birbirini dinlemekten vazgeçtiği yerde önce kelimeler sertleşiyor, ardından toplumlar birbirinden uzaklaşıyor. O nedenle barışı savunmak, sessiz kalmak anlamına gelmez. Tam tersine; haksızlığın karşısında söz söyleyebilmek, çocukların yaşam hakkını savunabilmek, adaletten yana durabilmek, doğayı ve bütün canlıların yaşam hakkını koruyabilmek cesaret ister.
Barış cesaret ister.
Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' sözü aradan geçen onca yıla rağmen bugün hala önümüzde duran güçlü bir gelecek tarifidir. Cumhuriyetimizin bize bıraktığı bu anlayış kendi ülkemizin huzurunu dünyanın huzurundan ayrı düşünmemeyi öğretir. Bizim kuşağımızın da gelecek kuşaklara karşı bir sorumluluğu var.
Çocuklarımıza savaşların tarihini anlatmakla yetinemeyiz. Onlara savaşsız bir gelecek bırakmak için mücadele etmek zorundayız.
Gençlerin başka ülkelerde yaşanan acılara ekranlardan tanıklık ettiği, çocukların savaş görüntülerine alışmaya başladığı bir dünyayı normal kabul edemeyiz. Hiçbir insanın acısını istatistiklere dönüştüremeyiz. Çünkü hangi dilde ağlarsa ağlasın, bir annenin acısı aynıdır. Hangi coğrafyada doğarsa doğsun, bir çocuğun yaşam hakkı aynıdır. Hangi kıyıda yaşarsa yaşasın, insanın özgürce ve güven içinde yaşama arzusu aynıdır. Bodrum'dan, Ege'nin kıyısından dünyaya söyleyecek sözümüz açık. Biz yaşamdan yanayız.
Çocukların güldüğü, gençlerin geleceğe umutla baktığı, kadınların korkmadan yürüdüğü, insanların düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, hayvanların ve doğanın yaşam hakkının korunduğu kentlerden yanayız. İnanıyorum ki barış, bir gün dünyanın kendiliğinden ulaşacağı bir sonuç değildir. Her kuşağın yeniden kurması, koruması ve büyütmesi gereken ortak bir iradedir.
Bu iradeyi kaybetmeyeceğiz. Çünkü insanlığın geleceği birbirini anlamakta, adalette, dayanışmada ve ortak yaşam kültüründe.
1 Eylül Dünya Barış Günü'nde Bodrum'dan yükselen dileğimiz çok açık. Çocukların ölmediği, annelerin ağlamadığı, insanların yurtlarından koparılmadığı, kentlerin umutla yeniden kurulduğu bir dünya mümkün. Ve o dünyayı kurmak, hepimizin sorumluluğu.'